Şehir-Devlet Lüksemburg

Merhabalar,

Öncelikle şunu sormak istiyorum ki Lüksemburg’un nerede olduğunu biliyor muyuz? Bilenler mutlaka vardır ama bilmeyenlerin daha çok olduğu düşüncesindeyim, çünkü Google’da bu ülkeyi arattığımız anda ‘Lüksemburg nerede’ arama sonucuyla karşılaşıyoruz. Açıkçası gitmeden önce ben de bilmiyordum, zaten haritada yerini ve şeklini saptayabilmek için küçük çaplı bir mikroskoba ihtiyacınız olabilir(!) Belçika, Almanya ve Fransa’nın birleştiği yere dikkatlice bakarsanız siz de bu şirin ülkeyi görebilirsiniz.
Nerede olduğunu anladıktan sonra gelelim bu küçük ülkede neler olup bittiğine. Aman küçücükmüş diyip geçmeyin, kendisi kişi başına düşen milli gelir ortalamasında birinci sırada yer alır (yıllık yaklaşık 81.000$’la). Tabii durum böyle olunca tahmin ettiğiniz üzere ülkede en popüler meslek bankacılık olmuş oluyor. İş çıkış saatinde sokaklarda takım elbiseli bay ve bayanların kafelerde içkilerini keyifli sohbetler ederek yudumladıklarını görebilirsiniz, böyle bir alışkanlıkları var. Üniversiteye yerleşecek öğrencilerin büyük bir kısmı ekonomi ana bilim dalını tercih ederken mühendislik veya sanat gibi farklı kariyer hedefleri olan öğrenciler ise komşu ülkelerden Almanya ve Fransa’nın üniversitelerini tercih etmekte.
Lüksemburg çok küçük bir ülke ve sadece üç şehri bulunuyor, en büyüğü ve başkenti yine Lüksemburg şehri. Küçük bir ülke olmasına rağmen ülkede üç dil konuşuluyor; Lüksemburgça, Almanca ve Fransızca. Lüksemburgça genel anlamda Almanca’ya çok benziyor ve Fransızca’dan da bazı özellikleri kendisine kaymış durumda. Ülke dükalıkla yönetilen tek ülke özelliğini taşıyor ve bunu günlük yaşamda bile hissediyorsunuz. Örneğin kartpostal bakmaya giderseniz sadece kraliyet ailesinin resimleri olan birçok kartpostallarla karşılaşabilirsiniz, bu durum ilgimi çekmişti.
Tüm bunların dışında sanata ilginin ve dolayısıyla sanat aktivitelerinin de yoğun olduğu bir ülke burası. Özellikle Roma Germen imparatorluğunun kültürünün etkilerini bu yönde görebiliyoruz. Akşam sokaklarda yürürken bir minik serginin açılışına denk gelmeniz mümkün. Bu gibi aktiviteler de şehrin gece hayatını canlı tutmuş oluyor. Örneğin Avrupa’da çoğu küçük şehirlerde akşam 9’dan sonra sokakta pek insan göremezken Lüksemburg’da daha çok kişiyle karşılaşabiliyorsunuz. Aynı zamanda insanların giydiği kıyafetlerden de modayı iyi takip ettikleri ve buna önem verdikleri anlaşılıyor.
Tarihi gezilecek yerlere gelirsek ben şehri pek uzun uzadıya gezme fırsatı bulamadım açıkçası çünkü sadece bir günümü burada geçirdim. Ama genel olarak gidenler üç günün bu şehri gezmek için yeterli olduğunu söylüyor. Gittiğimizde akşam 5 sularında Bock Kalesine çıktık, eski zamanlardan kalmış bir kale ve manzarası da gayet hoş. Gün batımını burada izleyip ardından gece ışıklandırmalarıyla şehrin güzelliğini görmek için tavsiye edeceğim bir yer. Ardından akşamımızı Lüksemburg sokaklarında boşça gezinerek geçirdik ve şehrin atmosferinden etkilendim diyebilirim. Bir gün fırsat bulduğum zaman kesinlikle tekrar gidip şehri sindirerek ve üstün körü gözlemlerimle edindiğim bilgileri anlamlaştırarak gezeceğim. Yolunuz bir gün civarlara düşerse mutlaka uğrayın derim.

Like

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir