Önemli Bir Tarihten Derin Bir Çatışmaya

kapak

Kanuni Sultan Süleyman ve 1520-1566 Yılları Arası Osmanlı-Habsburg-Papalık Üçgeni

29 Ağustos benim için sıradan bir gündü. Facebook’ta boş boş takılırken, British Museum’un Facebook’ta paylaştığı bir gönderi ile bir anda gönderiye odaklandım. Gönderide, 1526 yılının 29 Ağustos’unda Avrupa Tarihi’nde en önemli savaşlardan biri yaşanmıştı: Mohaç Savaşı. Hepimizin sıkıcı (genel olarak konuşuyorum tarihten hiç sıkılmadım :D. Bir strateji oyunu olan Europa Universalis’in insana koca Avrupa tarihini öğretmesinden söz ediyoruz.) bulduğu tarih derslerinden de hatırlayacağımız gibi Mohaç Savaşı Osmanlılara Macaristan bölgesinin kapısını açmış, koca coğrafya birkaç gün içerisinde Osmanlıların kontrolü altına geçmişti. Osmanlı orduları 1500 kayıp verirken, Macar orduları 20000’e yakın kayıp vererek tarumar olmuş, bizim deyişimizle Kral Layoş (Louis II) öldürülmüş, ordu başkomutanı Pal Tomori nehirde boğulmuştu. Savaşın önemini İlber Ortaylı ‘Türklerin Tarihi’ adlı kitabında, “Rönesansın eşiğinde olan bir krallığın bir günde yok olması ve rönesansın bir 100 150 yıl kadar ötelenmesi” cümlesinden anlayabilirsiniz. Hepimiz için bir tarih sınav sorusu iken, bu tarihi daha da ilgi çekici kılan gönderiyle birlikte paylaşılan gravür oldu. Gravür aşağıdaki gibiydi. Gravürdeki terslik ise bizim minyatür çizimlerimizden, anlatılarımızdan çok farklı olan bir Kanuni resmedilişiydi. Gravürün her ne kadar orijinalinin kimin tarafından yapıldığı belli olmasa da paylaşılan fotoğraf, 1535 yılında Venedikli Augustino tarafından yeniden basılan bir kopyasıydı. Avrupa imparatorlarına has bir edayla resmedilen Kanuni’nin başındaki miğfer ise göz alıcıydı. Üstünde hilale yerleştirilen 4 tuğ ve 4 katlı taç katmanıyla kocaman bir miğferdi. Altında ise onuncu Türk kralı Süleyman Osmanoğlu yazılıydı.

süleyman gravürSultan Süleyman’ın Kafalığı ve Yapılan 1535 Tarihli Gravür

Fotoğrafı gördükten sonra üstün körü bir okumayla gravürdeki resmedilişin temsili olduğunu düşündüm ve geçtim. 2 hafta sonra paylaşılan gönderiye tekrar dönüp incelediğimde, Harvard Üniversitesi’nde Osmanlı Tarihi profesörü olan Gülru Necipoğlu tarafından kaleme alınmış bir makalenin ileri referans olarak gösterildiğini gördüm. Makaleyi açıp okumaya başladığımda ise beklediğimden çok daha derin, çok daha haşmetli bir tarih gördüm. Dahası Avrupalıların Osmanlılara olan bakış açısını, Sultan Süleyman’ın Avrupa dünyası üzerindeki algısını ve yükseliş dönemi imparatorlarının dünyaya bakış açısını gördüm. Daha da şaşırtanı ise ilk olarak yaptığım kabul idi. Gravürde resmedilen miğfer gerçekten üretilmişti! 1532 yılında Venedikli bir grup kuyumcu tarafından üretilip Pargalı İbrahim Paşa tarafından Sultan Süleyman’a hediye edilen miğfer som altındandı ve süsleme olarak da 50 elmas, 47 yakut, 27 zümrüt ve 49 12 karat inci bulundurmaktaydı. Kadife kutusuyla birlikte toplam 144.000 dükaya mal olmuştu. Tacın varlığı hem Osmanlı hem de Venedik mali kayıtlarıyla kanıtlanmıştı. Hikâyesi daha da ilginçti. Venedik dükünün yasal olmayan oğlu Alvise Gritti İstanbul Pera’da yaşıyordu, burada hem tüccarlık hem de elçilik görevi üstleniyordu. Aslen Venedikli olan Pargalı İbrahim Paşa ise Alvise Gritti ile dostluk ilişkisi içerisindeydi. Pargalı İbrahim Paşa gösterişi ve batılı adetleri sevmekteydi ve Alvise Gritti ile birçok defa mücevher, sanat eseri getirtmişti. Mücevherata merakı ile bilinen Kanuni Sultan Süleyman ile de tanıştırılmıştı. Miğfer tek bir parça değildi; altın eyer takımı, asa, taht gibi bir çok ekipmanla birlikte 1532 yılında Pargalı İbrahim Paşa’ya toplamda 384.000 dükaya teslim edilmişti. Bir dükanın 3,5 gram saf altından üretildiğini ve 1 gram altının bugün 110 lira olduğunu düşündüğümüzde bugün için toplam maliyeti 147.840 milyon lira etmekte. Bütün bunların sebebi ise 1526 Mohaç Savaşı ile başlayan 1550’li yıllara kadar süren Şarlken (Charles V) ve Süleyman arasındaki ‘dünya hakimiyeti’ kavgası. Kutsal Roma Cermen İmparatoru Şarlken’i şu şekilde anlatmak lazım. Şarlken 1519’da tahta Avusturya kralı olarak çıktığında aynı zamanda İspanya ve Burgonya (Bugün Kuzey Fransa, Belçika, Hollanda bölgesine denk gelmektedir) kralıydı. Akrabalık ve evliliklerle Şarlken Avrupa’nın üç büyük egemen hanedanın tek varisi haline gelmişti; İspanyol Trestamara, Fransız Valois ve Alman Habsburg hanedanları. Üstüne üstlük o dönemde 7 prenslik tarafından seçilen Kutsal Roma Cermen İmparatoru da olmuştu. Fransa’da Valois hanedanından kral Fransuva (Francis I) öldüğünde Fransa kralı da olacaktı. Coğrafyayı göz önüne getirdiğinizde muhteşem bir hükümdarlık alanı ortaya çıkıyor. Burada Şarlken’in Osmanlı ile yolunun kesişmesi ise 1526 Mohaç Zaferi’nden sonra gerçekleşiyor. Kral Layoş öldükten sonra taht sırası bilin bakalım kime geliyor, tabii ki de Şarlken. Osmanlı Macar topraklarının büyük bir bölümünü ele geçirdiğinde bir anlamda Şarlken’in dolayısıyla da Habsburg hanedanlığının yani İspanya, Burgonya, Avusturya krallıkları ile Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’na bağlı olan Güney İtalya ile Almanya bölgesinin düşmanlığını kazanıyor.

Hikâyemizin ikinci kısmı ise 1529 yılında Bolonya’da gerçekleştirilen Şarlken’in taç giyme töreni ile başlıyor. 800 yılında Şarlman ile başlayan taç giyme töreni büyük bir görkemle yapılıyor. Papa tarafından tacı takılan Şarlken, büyük Sezar, yüce Sezar şarkıları ile şaşaalı takılarla, taçlarla, asalarla tebrik ediliyor ve kutsanıyor. Burada ‘Sezar’ kelimesinin önemini aktarmak gerekiyor. Sezar ilk Roma İmparatoru olduğundan, 1918 yılında I. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Avrupa’da yaşanan bütün büyük çaplı İmparatorluk savaşlarında ‘Sezar’ büyük paya sahip. Avrupa tarihinde yalnızca Roma’nın değil, dünyanın ilk imparatoru Sezar olarak kabul edilir ve herkes ‘Sezar’ olmanın peşindedir. Almanca kral, imparator anlamına gelen Kaisar (Kayzer), Rusça’da bulunan ve yine aynı anlama gelen Tsar (Çar) Sezar kelimesinden gelmektedir. Hatta Ruslar ‘çar’ ünvanının yasal zeminini oluşturabilmek için, son Bizans hanedanı Paleologoslarla evlenmişlerdir.

Peki Şarlken’in ‘Sezar’ olarak kutsanması Türkler için neyi temsil ediyor. Selçuklularla başlayan İmparatorluk macerası, Türkleri de ‘Sezar olma’ savaşına sokuyor. Alaaddin Keykubad, Giyaseddin Keyhüsrev gibi isimlerde bulunan Key- takısı Farsça kökenli olup Keyzer, yani Kayzer, Sezar anlamına gelmektedir (İlber Ortaylı, Türklerin Tarihi). Buradan da anlaşılabileceği gibi 12. ve 13. yy’dan beri Sezarlık savaşında Türkler de varlık gösteriyor. 1529’da yaşanan bu taç giyme töreni genel olarak Osmanlı’da yankı bulmazken Venedik’teki haber alma kaynaklarından yararlanarak bir ‘hedef’ üzerine savaş veren Pargalı İbrahim Paşa ve Kanuni Sultan Süleyman’ın haberi olur. İddia ise basittir; dünya üzerinde tek bir ‘Sezar’ vardır o da Sultan Süleyman’dır. Venedik’e verilen siparişle tören takımı hazırlanır. İşin asıl cilveli noktası üretilen bu takımın Osmanlı ve Müslüman dünyası için hiçbir önemi yoktur çünkü, bu tür takılar, taçlar Müslüman adetlerinde bulunmaktadır. 1532 yılında üretilip gönderildiğinde, Kanuni seferine çıkmıştır bile. Tören seti, Kanuni’ye ulaştırılır ve Venedikli elçinin anlatımına göre Kanuni Belgrad’a eski zaman Roma İmparatorları gibi, Büyük İskender gibi at üstünde, tören kıtasıyla giriş yapar. Sefer sırasında geçilen bütün şehirlerde bu geçiş töreni yapılmıştır. Amaç ise basitti, Şarlken ve müttefiki papalığı küçük düşürmek, aşağılamaktı. Niş’te ateşkes görüşmek için bulunan Avusturya-Macaristan elçilerine geçiş zorla izletilir ardından da Sultan Süleyman’ın çadırına alınırlar. Çadırda ise bütün tören takıları sergilenmektedir. Venedikli elçinin tabiriyle ‘renkleri soluk birer cesede’ dönüşürler. Sergilenen şaşaa ve güç o tarihten itibaren Avrupalıların kafasında güçlü bir imge olarak yer alır. Bu durum Kanuni’den sonra devam eden duraklamanın erken devirlerinde de devam eder. Nitekim, bu etki 4. Mehmet ve 2. Ahmet’in resmedilişine de yansır ve kendilerinden Jül Sezar’ın bir diğer lakabı olan ‘Tiran’ şeklinde bahsedilir.

4. mehmet gravür

4. Mehmet Gravürü

2. ahmet gravür

2. Ahmet Gravürü

Kral Fransuva ve Venedik elçileri tarafından ortaya çıkan bir başka nokta ise, Fransız-Osmanlı-Venedik ittifakının Şarlken’e karşı ortak savaş açma planlarının olduğudur. Plana göre Fransa’dan ve Venedik’ten liman yerleşme hakkı alan Osmanlılar, papalığa ve Roma Cermen İmparatorluğu’na aynı anda savaş açmayı planlıyordu. Fransızlar batıdan saldıracak, Osmanlılar hem İtalya kıyılarını hem de Viyana’yı kuşatarak büyük bir saldırı yapacaklardı. Bu plan koordinasyon eksikliği yüzünden gerçekleşmemiştir. Plana göre savaştan sonra, Kuzey İtalya Fransızlara verilecek; Güney İtalya’da ise Osmanlı altında bir krallık kurulacaktı. Bu plan 1535 yılında tekrar işletmeye konmayı denenmiştir fakat olmamıştır. Nitekim 1533 yılında yapılan İstanbul Antlaşması çerçevesinde, Avusturya Arşidükü’nün, Osmanlı Sadrazamı ile aynı seviyede olması ve vergi ödemesi kabul ettirilmiş ve istenilen aşağılama gerçekleşmiştir. Şarlken’den sonra hiçbir Roma Cermen İmparatoru’nun taç giyme töreninin gerçekleşmediğini düşünürsek sanırım Sultan Süleyman’ın da amacına ulaştığını söyleyebiliriz. Rus Çarlığı’nın daha geri planda olduğu, Roma Cermen İmparatorluğu’nun da bu kadar bastırıldığı bir dönemde Türkler tarih sahnesinde, her ne kadar kişisel düşüncem de olsa, Sezarlık ünvanını kullanmaya hak kazanmış olabilirler. Kanuni ile başlayan yüzyıla da ‘muhteşem yüzyıl’ adını vermek belki de yerinde olacaktır.

Kafalığın simgelediği güçten bahsedecek olursak, sahip olduğu şaşaanın yanında alegorik anlamlar da taşır. Üzerinde bulunan 4 katlı, incilerle süslü taç, Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkim olduğu 4 krallığa atıfta bulunmaktadır. Buradaki ilk üç taç, Gentile Bellini tarafından yapılan Fatih Sultan Mehmet tablosuna atıfta bulunmaktadır. Tablonun yapıldığı 1480 yılı itibariyle, Osmanlı İmparatorluğu 3 krallık üzerinde hâkimiyet kurmaktadır; Bizans, Trabzon ve Asya’dır. Arada geçen 80 yıl içerisinde Safeviler, Memlükler, Rodos ve Macaristan krallıkları üzerinde de hâkimiyet sağlanmış ve krallık sayısı 7 olmuştur. Kalan son taç ise bütün bu krallıklardan öte Osmanlı’nın dünya üzerindeki hâkimiyetini ve Sezarlık iddiasını dolayısıyla dünya krallığını temsil eder. Üzerinde bulunan 4 adet tuğ ise, Hindistan’dan özel olarak getirtilmiştir ve yine 4 krallığı temsil etmekle birlikte, İslam’da sonsuzluğu ve devleti temsil eden Umay kuşunun tüyleri olduğu iddia edilir. Bu şekilde bu 4 krallığın devletin temelini oluşturduğu ve sonsuza kadar da süreceği anlatılmış olur. Bu miğfer, bir anlamda 1520 ile 1566 yılları arasında yaşanan dünya hakimiyeti çatışmaları bu kafalığın varoluş sebebini oluşturmuştur ve bu savaşların simgesi haline gelmiştir. Bütün bu hazineler, simgeler ve sonunda elde edilen İstanbul Antlaşması, Sultan Süleyman’ın Avrupa’da ‘Magnificient’ yani ‘Muhteşem Süleyman’ olarak anılmasının sebebi olmuştur.

bellini tabloBellini Tarafından Yapılan Fatih Sultan Mehmet Tablosu

şarlken gravürRoma-Cermen İmparatoru Şarlken

Bu mücadelenin sonunda kafalığın hikayesi de tıpkı Osmanlı İmparatorluğu’nunki gibidir; taçlar ve miğfer altını için eritilir ve taşlar da başka mücevherlerde kullanmak için sökülür.

Not: Yazıyı büyük bir oranda Gülru Necipoğlu’nun makalesinden ve British Museum’un ilgili gravürdeki tanımlamalarından derlenmiştir. Aşağıda British Museum’un ilgili bağlantısını bulabilirsiniz:

1- British Museum

Like

You may also like...

1 Response

  1. Furkan dedi ki:

    EUIV de macaristanı tex savaşla annexlesek amerikadaki kızılderililer bile koalisyona girer.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir