Mr. Holmes

maxresdefault

Sherlock Holmes’a olan hayranlığımın başlangıcını hatırlayamıyorum bile. Neredeyse kendimi bildim bileli kitaplarını tekrar tekrar okudum. Robert Downey Jr.’ın kendisini canlandırdığı Hollywood uyarlamasını izlediğimde karaktere olan hayranlığım bir gömlek daha arttı. Evet, karakter kitaptakinden son derece farklıydı, ama bir o kadar da aynıydı. O kendini beğenmişliği ve Sherlock Holmes’ü Sherlock Holmes yapan “çıkarım yapma sanatı” oradaydı. Aynı özütten ne kadar farklı karakterler çıkarılabileceğini ise BBC’nin günümüz uyarlaması televizyon dizisi Sherlock’ta gördüm. Yine farklı bir Sherlock’tu Benedict Cumberbatch’in çizdiği fakat dediğim gibi, bir o kadar da bildiğimiz Sherlock’tu. Her ne kadar Baker Sokağı yerine New York’ta geçiyor olsa da Elementary dizisindeki karakteriyle Jonny Lee Miller’in apayrı Sherlock Holmes tasviri de aslen yine aynı Sherlock’tu.

Ancak karakterin orijinali olan Sir Arthur Conan Doyle’ın hikâyelerinde, Robert Downey Jr.’ın oynadığı Hollywood uyarlamasında, BBC’nin günümüz uyarlamasında Benedict Cumberbatch’in çizdiği Sherlock’ta ve hatta Jonny Lee Miller’in oynadığı Amerikanvari Sherlock’ta hep genç zamanlarından bahsedilen karakterin yaşlılığı hiç resmedilmemişti. Ta ki BBC işe bir kez daha el atıp Mr. Holmes filmini çekmeye karar verene kadar.

Filmde ilk defa o büyük dedektif Sherlock Holmes’ü yaşlı, tek başına ve aciz olarak görüyoruz. Holmes’ün yaşlılığını belki de oynayabilecek en iyi aktör, Ian McKellen canlandırıyor. 93 yaşındaki Holmes artık çoktan emekliye ayrılmış ve bir kır evinde arıcılıkla uğraşmaya başlamış. Açıkçası kendisi 76 yaşında olan McKellen’i olduğundan daha da yaşlı görmek beni baya bir hüzünlendirdi. Hiç ölmeyecekmiş gibi gelen aktörlerden birisinin daha aramızdan ayrılmaya bu kadar yaklaştığını hissetmek düşündürdü biraz. Neyse konu bu değil.  McKellen, Sherlock karakterine kelimenin tam anlamıyla “cuk oturmuş”. 13 yaşındaki yardımcı oyuncusu Milo Parker ile karşılıklı olan sahneleri ise gerçekten çok keyifli. Laura Linney ise aksi bakıcı karakterini o kadar iyi canlandırmış ki filmin büyük bir kısmında kendisinden nefret ettim desem yeridir.

Diğer Sherlock Holmes uyarlamalarının aksine polisiye değil, dram olan film yine de içinde tabii ki polisiye ögeleri barındırıyor. Tür olarak “suç, dram ve gizem” sınıfında bulunan filmin senaryosu da gerçekten leziz. Amerikan yazar Mitch Cullin’e ve “A Slight Trick of the Mind” isimli kitabına bu konuda teşekkür ediyoruz. Çok spoiler vermeden biraz değinmem gerekirse, II. Dünya Savaşı’ndan kısa bir süre sonra Hiroshima’yı ziyaret etmiş ve ardından emekli hayatına geri dönmüş Holmes’ün hafıza kaybı sorunları yaşıyor olması ve son davasını hatırlamaya çalışması etrafında ilerliyor konu.

Filmin müzikleri ise atmosferi tam yansıtmış ve bir o kadar da güzel. Yönetmen Bill Condon, Carter Burwell tarafından bestelenmiş müzikleri gerçekten doğru noktalarda kullanmış olduğu kesin.

Ayrıca film, Ian McKellen’a , Seattle Uluslararası Film Festivali’nde “Golden Space Needle” ödüllerinde en iyi aktör ödülünü kazandırmış.

Sonuç olarak çekirdekten bir Sherlock hayranı olan ben bu filmi de gerçekten keyif alarak izledim. McKellen’ın performansını, filmin atmosferini, müziklerini, senaryosunu ve hikâyenin işlenişini de gerçekten beğendim. Dram filmi izlemeyi seven herkesin de bu filmi izlemekten çok keyif alacağını düşünüyorum. Herkese iyi seyirler.

Like

Metehan Gültekin

Oyun aşığı.

You may also like...

1 Response

  1. Yağmur dedi ki:

    Wow dizi olacak diye çok ümitlenmiştim. Film çıktı. Neyse merakla bekliyorum 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir