Materyalizm 101: Neden Mutsuzuz? Eğer O İstediğimiz Pahalı Fotoğraf Makinesini Alsaydık Mutlu Olur Muyduk?

Materyalist bir insan mısın? Mutlu hissedebilmek için para, marka eşyalar, arabalar, mal ve mülk, fiziksel eşyaların varlığına ihtiyaç duyuyor musun? Bu fiziksel eşyalar;  cebinde taşıdığın telefon, fotoğraf makinesi, müzik çalar, saat ve buna benzer  günlük ihtiyaç olarak gördüğün her şey olabilir.

Peki Materyalist bir insan olmak ne demektir?  Materyalist bir insan, meşguliyetini  özellikle lüks eşyalar veya herhangi bir varlık gibi maddi şeylere sahip olarak mutluluk ve tatmin olma duygusunu bu satın alma, sahip olma işlemiyle dengeler. Bu özellikle gerekli sebeplerden daha çok (seyahat,iletişim masrafları gibi) duygusal sebeplerden dolayı (daha iyi hissetmek için veya buna benzer psikolojik nedenler) bir şeye sahip olma isteğidir.

Materyalizm toplumumuzda yaygın bir trend haline geldi.  Çevremizdeki herkes bağımlılık haline gelmiş “daha fazla” para kazanma ve bir şeylere sahip olma isteğine tutulmuş durumda. Bunu inkar edemezsiniz değil mi? Ya daha fazla para kazansaydık? Daha çok para daha çok sahip olacağımız şey anlamına gelirdi. Aynı zamanda çağımızın cep telefon, bilgisayar ve arabaların en yüksek tüketimi yapıyor olması maddi olarak artık daha iyi durumda olduğumuzu gösteriyor.

Buna dayanarak, geçmişe göre bugün herkesin daha mutlu yaşadığını varsayabiliriz değil mi? Öyle olmaları gerekmez mi?

Zengin ve Mutsuz Hayatımız

Görünen o ki bu pek de doğru değil. Ünlü ekonomist  John Kenneth Galbraith  “Zengin bir toplumda artan varlığa rağmen insanlar daha mutlu olmuyor dahası daha da mutsuz hale geliyorlar. Materyalizm bu memnunsuzluğun nedenidir. ”diyor.

3 yıl önce Pazarlama dersi sırasında gördüğüm Tüketici Davranışları ( Consumer Behavior) kitabını ilk okuduğumda, buna pek de inanmamıştım. O zamana kadar ben de biraz Materyalist biriydim. Sürekli arkadaşlarımla alışveriş yapar, modayı takip eder,  daha büyük bir eve sahip olmanın, daha çok para kazanmanın ve daha bir sürü şeyin hayalini kurardım.

Aslında, benim çevremdeki insanlar için de bu böyle. Çevremizdeki herkes yaşam kalitemizi artırmak ve tecrübelerimizi daha güzelleştirmek için bitmek bilmeyen daha iyi şeylere sahip olma gerekliliğine inanıyor. Geçmişte yaşadığım birçok tecrübe bu düşüncemi daha da güçlendirdi.  Ne zaman uzun zamandır arzuladığım bir eşyaya sahip olsam daha mutlu hissediyordum ve biliyordum ki aynı şey arkadaşlarım için de geçerli.  Daha çok paraya sahip olmak daha fazla istediğim şeye sahip olmak anlamına geliyordu. En azından daha az param olmasından daha iyi hissettiriyordu.

Bu öngörüyle düşününce tabi ki varlıklı insanların daha mutlu olduğunu düşünüyorsunuz.  Celestine Chua

Maddi Şeylere Sahip Olma Yanılgısı

Geçtimiz son birkaç ayda daha bilinçli yaşamaya başladım, beni mutlu eden ve hayatımda rol oynayan maddi arzularımı sorgulamaya başladım. Örneğin,  uzun zamandır istediğim bir şeye sahip olunca büyük bir memnuniyet hissederdim ama bu memnuniyet geçiciydi. Beni mutlu eden şeylere baktığımda hissettiğim duyguların kısa bir zaman( veya uzun bir süre) içerisinde tekrar baktığımda aynı beni mutlu hissettiren duyguları vermeyecek olması an meselesiydi. Bunu hiç düşünmeyerek mutluluğumu sürdürebilmek için hep daha fazla şeye sahip oldum, yeni eşyalar satın aldım. Bunun normal olduğunu düşünmüştüm, toplumumuz gelişiyor,ihtiyaçlarımız değişiyor, daha fazla para kazanıyorduk , daha fazla enerji harcıyorduk. Bu yüzden buna devam edebilmek için daha yüksek beklentilere ihtiyacımız vardı.

Ama bu kendimizi mutlu edebilmek için alışveriş yapmak, bir şeylere sahip olmak öyle bitmek bilmeyen bir döngü ki bunda bir şeylerin yanlış olduğunu hissetmemek mümkün değil.  Eğer bu maddi şeyler beni etmesi gerektiği gibi mutlu ediyorsa neden bunu sürdürmek için daha fazlasına ihtiyacım vardı ? Bu düşünce bana garip gelmişti.

“İyi de şuan o saat %80 indirimde! Bu kadar ucuz bir şeyi almış olmam bana ne zarar verebilir ki? ” Ne kadar fiyatı olduğu önemli değil. Önemli olan indirimde gördüğünüz bir şeyi “indirimde olmasaydı yine ister miydim?” diye kendinize sormanız.Kendinize karşı dürüst olmanız. Bu bir yıl içerisinde satın aldığım kaçıncı saat? Gerçekten bu saate ihtiyacım var mı?

Bu kadar kendimi sorgulamadan sonra toplumsal açıdan şunu gördüm; Galbraith’in “Materyalizm Mutsuzluğu doğurur” sözünü gerçekten anlamaya başladım. Galbraith’in ilk seferde düşündüğüm gibi bu olaydan o kadar da uzak olmadığını gördüm. Aslında o bu 1958’lere dayanan (kitabın yazıldığı tarih) problemi tanımlamak için oldukça dürüst davranmıştı. Günümüzde ise bu büyük ölçüde tartışılan bir olay. İnsanları mutlu olmaktan alıkoyan şey aslında birebir materyalizm’in kendisiydi. Dahası insanları uzun vadede tamamıyla mutlu olmaktan alıkoyuyordu. Bu görüşü ilk defa duyuyorsanız –ki sanmıyorum- size absürd gelebilir. Size bu yazının geri kalanında neden bahsettiğimi açıklamama izin verin.

Sahip olduğumuz Materyaller : Mutluluğun Yanıltan Simgeleri

Maddi şeylere olan bağlılığınızı şöyle bir derinden sorgularsanız, bu maddi şeylerin üzerinde bir sürü yanılgı elde edeceksiniz.  Onları ,mutluluğumuzu artırmak, hayattan aldığımız hazzı ve kendimize verdiğimiz değeri  çoğaltmak, kendimize olan özgüvenimizi yükseltmek, veya daha çekici hissetmek gibi bizi ideal hayatlarımıza bağlayan bir köprü olarak görüyoruz. Maddi şeyleri hayattan aldığımız her şeyi etkileyen araçmış gibi kullanırız. Sanki o şeylere sahip olursak yaşadığımız sorunlar hiç yokmuş gibi ya da büyük derecede azalacakmış gibi görünüyor. Maddi şeyler kutsal eşyalara dönüştü ve umudu, mutluluğu, keyfi temsil eder hale geldi. Her ne kadar bu böyle olsa da maalesef, maddi şeyler insanlar tarafından oluşturulan yanılgıdan başka bir şey değil.

Mutluluğu Materyal Şeylerle Özdeştirmek

Reklamlarımız ve tüketici endüstrisinin bugün bu sorunu yaşamamızda büyük bir rolü var. Her yıl reklamlara ve pazarlama kampanyalarına milyonlarca para yatırım yapıyorlar ve bu reklamlar bilinçaltımızı bu materyalist şeylere zorluyor. Bu olmadan,  şuan hissettiğimiz duyguları, sahip olduğumuz varlıklara bağlıyor bile olmazdık.

Peki bunu pazarlamacılar nasıl yapabiliyor? İlk olarak, eksik özgüven, yalnızlık, işimizde yaşadığımız aksaklıklar, hayatımızdan keyif almamamız gibi hayatımızda yaşadığımız memnuniyetsizliklerimizi anlamaya çalışarak. Buradan yola çıkarak hayalini kuracağın bir mutluluk, gelecek vadeden bir ilişki, kabullenme, değer gibi hayali bir imge yaratıyorlar. Böylece bu imgeye uygun  bir ürün yaratıp, pazarlama stratejileri geliştiriyorlar.

Bu imge-ürün bağlantısı doğrudan pazarlama kampanyaları, ürün tasarımı,paketleme, reklamcılık ile birleştiriliyor. Bu reklamlar görsel, işitsel ve duyumsal işaretler ve gördüğün tüm mesajlar ile bilinçli olarak bu bağlantıyı oluşturması için bizi stimüle ediyor.

Özellikle büyük markalar için geçerli olmakla birlikte bu bağlantı piyasadaki tüm ürünler ve markalarda kullanılıyor. Buna örnek olarak araba, kıyafet, telefon, fotoğraf makinesi ve hatta evininizde kullandığınız tuvalet kağıtları ve şampuan markaları da dahil. Anlayacağınız günümüzde artık markaların da kendilerine ait kimlikleri var.

Örneğin, toplumumuzda herhangi bir insana Nike hakkında ne düşündüğünü sorsak, muhtemelen “Just do it”, “özgürlük”, “bağımsızlık”, “güçlü hissetmek” gibi şeyler duyacağız. Ya da Apple’ı sorsak “farklı olmak”, “havalı”, “tarz sahibi”, gibi markaların onlara empoze ettiği şeyleri söyleceklerdir.O halde insanlar bu reklamlara maruz bırakılmamış olsa, yine böyle şeyler söyler miydi? Diğer bildiğiniz ve sürekli gördüğünüz markaları düşünün  ve aklınıza ilk gelen şeyler yine reklamlar veya bize empoze edilen şeyler olduğunu görebilirsiniz.

İnsanlar bu reklamlara ve pazarlamalara maruz kalmaya başladıkça, ürünün insan beyninde yarattığı imge değişmeye başlıyor.  Ürünün sahip olduğu özellikler kafamızdaki istediğimiz şeyle benzer özellik gösterdiği için o ürünü almak istiyoruz. Oysa bu istekler (imgeler) bile bize onlar tarafından verilmemiş miydi? insanlar böylece bu ürüne sahip olmak için çalışıyorlar çünkü ona sahip olmak onlara empoze edilmiş duyguların ortaya çıkmasına, haz almalarına neden oluyor. Sonunda elde edince ise kısa bir süreliğine de olsa tatmin olmuş ve mutlu hissediyorlar.

Bitmek Bilmeyen Materyalizm Döngüsü

Ama tabi ki her olaydaki gibi derinden sorguladığınızda bunun sizi aslında mutlu etmediğini göreceksiniz.Tıpkı sorunu yaratan sebebin yine sizin sorununuzu çözebilmenizi engellemesi gibi. Garip bir Döngü.

Tüketim oranlarında dalgalanmalar yaşandığında ise şirketler, insanların istekleri ve mutluluk,tatmin olmasına doğru orantılı yeni bir ürün geliştiriyorlar ve sonuç? Artık elinde olandan memnun olmayıp yeni bir materyal arayan bir toplum. Bunu eskisinden kurtulup yenisini alarak mutlu olmak için yapıyorsunuz. Bu sizi sonsuz bir materyalizm döngüsüne sokuyor.

Materyalizm Mutsuzluğumuzu Besler

Bütün bu döngü gerçekleşirken, hayatımızda yüzleştiğimiz olaylar asla düzelmeyecek veya daha iyiye gitmeyecek.. Sadece orada öylece dokunulmamış bir şekilde kalacak. Biz maddi şeylere sahip olma arzusuyla kendimizi mutlu etmeye uğraşmak, bizi hayatımızla ve bizimle ilgili iç sorunlarımızla başa çıkmamızdan alıkoyacak.

İşte bu Materyalizmin mutsuzluluğumuzu beslemesidir. Materyalizm sorunlarınla yüzleşmeni  engelliyor. Bu yüzden gerçekten mutsuz bir hayat yaşamaya başlıyorsun.  Materyalistik oldukça kendini tatmin edecek maddi eşyalar arıyorsun. Oysa fiziksel varlıklar geçicidir. Boşluklarınızı dolduran geçici bir yer tutucudur.  Yüzelseller ve kesinlikle onlar, seni sen yapan şeyler değiller. Aldığın şeyler zamanla değişip yenileri gelse de sen aynı kalacaksın. Sen kalıcı olan tek şeysin.  İçinde yaşadığın sorunlar sen  irdelemekdikçe orada kalacaklar. Çevrendeki materyallere değer vermek yerine, içindeki problemleri  su yüzüne çıkartmalısın.

Materyalizmden Kurtulmak

Mutluluk için materyale bağlı olmaktan, materyalizm döngüsünden kendini kurtarabilirsin. Bu döngüden kurtulmak biraz zor olabilir çünkü bu zamana kadar hep özellikle sırf kendi duygusal ve işlevsel nedenlerin yüzünden ne zaman yeni bir şey alsan veya elde etsen o hissettiğin seni yanıltan tatmin duygusu vardı. Bu yanılgı, seni daha fazlasına zorladı.Bilinçaltındaki bu yanılgı senin daha fazla kendini ödüllendirmeye ihtiyaç duyduğunu hissettiren bir hastalık haline geldi.  Bu yüzden maddi olarak sahip olduklarımız sorunlarımızı geçiştirmemize, boşlukları doldurmamıza ve bizim dayanağımız haline gelmesine sebep oldu.

Materyalist bir insanın bu materyalizm döngüsünden çıkabilmesinin bir yolu var : Maddi eşyaların ona mutluluk getireceği inancından vazgeçmeleri ve bu düşüncenin kendisini sorgulamaları gerek. Bu sadece sürekli olarak aldığı eşyaların ona getirdiği mutlululuğun aslında hiç de sonu olmamasını kavramasıyla gerçekleşebilecek bir şey. Hiç bitmeyen bir arayış olduğu gerçeği. Ruhsal durumumuz her zaman bu eşyalara, varlığa bağlı hale geliyor.Şuana kadar sahip olduklarına rağmen, içini kemiren o tatminsizlik her bir köşede asla geçmek bilmiyor. Ta ki sen bunu frenleyip artık neyin doğru olduğuna karar verene kadar.

Peki Yeni Model Telefona Sahip Olmadan Nasıl Hayatta Kalırız ki?

Bu aklımdaki mutluluk ve sahip olma arasındaki bağlantı yanılgısını sorgulayıp, bilinçlendikçe bundan uzaklaşmaya başladım. Ne zaman bir şey almak istesem, kendime sorarım “Bunu neden istiyorum? Bunu almamı istememi tetikleyen sabep ne? Bunu alarak içimdeki hangi boşluğu doldurmak istiyorum?

İnanın bana özellikle daha üstünden bir yıl geçmemiş son model (artık değil) telefonumun yeni modeline bakarken bu bazen gerçekten anlaşılmaz, zor olabiliyor. Çoğu zaman tatmin olmadığım ve mutsuz olduğum konuları ortaya çıkarmama neden oluyor. Eğer satın aldığım şey, benim mutsuzluğum ile tetiklendiyse, nasıl satın alma işlemiyle değil de  bunu gün yüzüne çıkararak çözebilirim diye soruyorum kendime. Bu bana kendimi keşfetme, kişisel gelişimime katkı, daha dolu ve bilinçli bir insan olma konusunda büyük bir katkıda bulunuyor.

Bu aşamadan sonra toplum,medya ve insanlar gibi bizi sürekli zorlayan bir şeylere sahip olma yanılgısının üstesinden geldim ve sindirdim. Paraya, kıyafetlerime, takılarıma duyduğum duygusal değerler ve bağlılıkları köreltmeye başladım. Geriye kalan şey ise onların sadece işlevsel değerleriydi. Hayatımda neye ihtiyacım olduğunu kabul etmemle birlikte bu eşyalar sahip olması güzel şeyler olabilir ama asla mutluluğumun nedeni olmalılıydı. Örneğin, geçmişte olan alışverişe olan tutkum kayboldu. Atık arkadaşlarımla alışverişe çıktığımda bir şeyler almak için eskisi kadar çok istekli değilim. Çok nadir zamanlarda elimde bir şeyle mağazadan çıktığım oluyor ve o eskiden aldığım haz artık büyük derecede azaldı. Bugün maddi eşyalarımla ve paramla olan ilişkim tamamıyla geçmişten çok farklı. Bu beni tamamen özgürleştirdi çünkü mutlu olabilmek için o tür şeylere ihtiyacım yok.  Geçmiştekinden daha dolu ve mutlu hissediyorum.

Neden Materyalist Olmaya Yatkınız?

Kendine şunları sor.

Sahip olduğunda seni olduğundan daha da mutlu edecek bir eşya var mı?

Ona sahip olmazsan seni gerçekten mutsuz edecek eşya nedir?

Neden mutlu olmak için ona ihtiyacım var?

O şeyin sana ne tür bir duygusal yararı olmasını istiyorsun?

Her duygusal ihtiyaç içindeki bir boşluğu temsil eder. Örneğin, daha özgüvenli olmak için bir şey alıyorsan bu içinde bir yerlerde onsuz yeterince kendine  güvenmediğin anlamına geliyor. Eğer bir şeyi daha çekici olmak için alıyorsan bu onsuz kendini çekici hissetmediğin anlamına geliyor. Böyle yüksek sesle söyleyince aslında her şey daha anlaşılır hale geliyor. Orada ama biz bu eksikliği göremiyoruz. Maddi şeylere sahip olmaya can atmak yerine önce içimizdeki eksikliklerimizi çözsek nasıl olur? Bu eksiklikleri maddiyat olmadan nasıl çözeriz? Bir şeye sahip olmadan nasıl mutluluğa ulaşırız?

Biraz klişe gelebilir fakat eninde sonunda kaybedeceğimiz, artık bizimle olmayacak maddi şeylere mutluluğumuzu emanet edersek, o zaman kalıcı bir mutluluktan nasıl söz edebiliriz? Maddi şeyler hayatımızın geçici süsleridir.  Materyallerin içinden çıkıp içindeki mutluluğa ulaşmayı deneyebilirsin. Orası mutluluğun ve memnuniyetin değişmez kaynağını bulacağın tek yer.

Kendine iyi davran ve bir daha ki alışverişinde kendine bunu sormayı unutma!

Buna gerçekten ihtiyacım var mı?

Like
1

Elif Damla Kılıç

Istanbul University- Linguistics (Sophomore)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir