Açılın Skynet’i Kurmam Lazım!

SKYNET

Herkese selam,  Kıvanç konuşuyor.

Aslına bakarsanız şu an konuşmak dâhil birçok yaşamsal fonksiyonu gerçekleştirecek gücüm yok ama yine de bilgisayar ekranına boş boş bakarken bunu yazıyorum. Saat 13.07, geçirdiğim 3 haftalık sınav süreci yüzünden gözümden uyku akıyor ve ne önümdeki katrandan farksız kahvenin ne de gece yatmadan içtiğim yorgunluk haline iyi gelen uyarıcı medikal ürünün cesetten farksız halime bir yardımı dokunmuyor. İşin kötüsü bir üç hafta daha sınavlarla cebelleşeceğim.

Şu okula geldiğimden beri şans tamı tamına bir kez yüzüme güldü, o da birinci sınıfı bitirmeden İngilizce 103, film studies dersini alabilmiş olmamdı. Ondan sonra hiçbir şey benim için iyi gitmedi, kimden ders almak istemediysem onun sınıfına düştüm, kimden ders almak isteyip aldıysam sistem tarafından başka sınıfa aktarıldım falan. Geçen yazımda bahsetmiştim hatırlarsınız, C dersini alabilmek için hocaya “HOCAM ACİL SKYNETİ KURMAM LAZIM BU DERSİ BANA VERİN” yazmıştım. Derdimi başka mercilere anlatıp dersi aldım, ama skynet konusunda adımları biraz yavaş atıyorum. Mesela benim kuracağım skynet henüz gelecekten geçmişe terminatörler göndermek yerine basit birkaç toplama yapıyor ve “S.A DÜNYA” diyor. Anlayabileceğiniz üzere sınavdan yana da şansım çok da iyi gitmedi ve sanırım C dili de nefret ettiğim diller arasına katıldı. Bundan önceki diller için: bkz. Almanca, İspanyolca, Arapça, Kuşdili.

Açıkçası sınavlar yüzünden bütün gün evde oturmayı kendime yediremedim ve biraz etkinlik kovaladım. Her ne kadar Filmekimi’ne bilet bulamamış olsam da şansım Babylon’un getirdiği Chinawoman (22 Ekim), Lykke Li (19 Kasım) ve Oi Va Voi&Parov Stelar (13 Aralık) konser biletlerinden yana iyi gitti. Özellikle 120 liralık Lykke Li biletini öğrenci kampanyasından 50 liraya almamı kendi adıma ayın başarısı olarak görüyorum. (‘Lykke Li kim ulan’ diyecek olanlar için bkz. I Follow You.)

How-To-Get-Away-With-Murder-Fanfiction

How to Get Away with Murder

Bütün bunların dışında geçtiğimiz ay Amerika’nın ABC kanalında bu sene yayınlanmaya başlayan How To Get Away With Murder’ı izlemeye başladım. Pekâlâ, klasik Amerikan polisiyesinden ve Suits tarzı hukuktan birazcık sıkılmış biri olarak ilgimi anında çekti. Dizinin ilk olarak gözüme çarpan farklılıkları arasında öne çıkan karakterlerden dördünün siyahi olması, bir tanesinin eşcinsel olması ve daha önce bin bir dizide gördüğümüz oyuncuların yer almaması aklıma geliyor şu anda. Ayrıca dizide daha önce Harry Potter’da Dean Thomas karakterini canlandırmış Alfred Enoch’u ve Orange Is The New Black’te John Bennett rolüyle karşımıza çıkan Matt McGorry var. Dizi, kronolojik olarak (Dizi cinayet sahnesiyle başlayıp her şeyin başına, 3 ay önceye dönerek hikâyeyi anlatıyor. KafaBACKGROUND: MATT MCGORRY, KATIE FINDLAY, ALFRED ENOCH, KARLA SOUZA, AJA NAOMI KING, JACK FALAHEE, BILLY BROWN, LIZA WEIL, CHARLIE WEBER; FOREGROUND: VIOLA DAVIS karışıklığı olmasın diye kronolojik sıralamayı yazdım.) hem çok başarılı bir savunma avukatı hem de Middleton Hukuk Fakültesi’nde profesörolan Annalise Keating’in her sene olduğu gibi bu sene de sınıfından beş başarılı öğrenciyi seçmesiyle başlayıp bu ekibin üç ay sonra faili olduğu bir cinayete uzanan hikâyeyi anlatıyor. Bu sırada karakterlerin birbirleriyle olan ilişkileri ve sonu cinayete uzanan ve adeta domino taşları gibi birbirini tetikleyen olaylar silsilesine tanık oluyoruz. Bütün bunlar olurken cinayet anını ve sonrasını flashbackler yardımıyla görüyoruz. Sınavlardan daraldıysanız ve 3 4 sezonluk bir diziyi izleyecek vaktiniz yoksa How To Get Away With Murder tam size göre.

decameron

Decameron Hikâyeleri

Her ne kadar okumak için çok zaman bulamamış, bulduğumda da okurken yorgunluktan uyuyakalmış olsam da geçtiğimiz ay ortaçağ hayranlığım nüksetti ve İlahi Komedya’dan sonra okuması bir o kadar zor olan Decameron Hikâyeleri ve Türkçe çevirisini bulamadığım için İngilizcesini aldığım Canterbury Tales’ı okumaya heveslendim. Ortaçağ Floransa’sına ilgi duyanlarınız ya da Da Vinci’s Demons’u izleyenleriniz varsa Decameron ismi tanıdık gelecektir zira hikâye Floransa’da veba salgını sırasında salgından kaçmak için bir araya gelen yedi kadın ve üç erkeğin birbirlerini eğlendirmek için anlattıkları ‘edepsiz’ hikâyelerden oluşuyor.

Canterbury Tales

Canterbury Tales

Benzer bir şekilde Londra dolaylarından yola çıkıp Canterbury’deki ünlü katedrale giden bir grup insanın yol boyunca birbirine anlattığı hikâyelerden oluşan ‘Canterbury Tales’, yazarının İtalya seyahatleri süresince etkilendiği Bocaccio’nun Decameron Hikâyeleri ’ne benziyor. İngilizcenin ilk yazılı eserlerinden biri olan Canterbury Tales’in elimdeki versiyonu her ne kadar modern İngilizceye çevrilmiş olsa da içinde hala çok eski ve günümüzde çok kullanılmayan sözcükleri görmek mümkün.

Sonbahar ve kışı sanırım ilkbahar ve yazdan daha çok seviyorum zira dinlediğim şeylerin çoğu türleri itibariyle melankolik şeyler. Bunu isteyerek yapmıyorum aslında, bilmiyorum ‘HAYAT ÇOK GÜZEL GÜLÜMSE HADİ HELLO KITTY FALAN’ tarzı lirikler hiçbir zaman açmadı beni, herhangi bir liriği olmayan; olsa da basitlikten kavrulan mainstream elektronik müzik de keza öyle. Dolayısıyla birazdan paylaşacağım playlist biraz fazla içli olursa bana kızmayın.

playlist

playlist

Yazıma son verirken önümüzdeki ay boyunca keyif alabileceğiniz bir iki tavsiye bırakıyorum.

Kendinize iyi bakın!

Dinlemelik: Tony Bennet’in Lady Gaga ile birlikte yaptığı Cheek to Cheek. (Jazz)

Radiohead’den iyi tanıdığımız Thom Yorke’un solo albümü Tomorrow’s Modern Boxes.

Gitmelik: 18-19 Kasım’da Babylon’da gerçekleşecek olan Lykke Li konseri.

lady-gaga-tony-bennettThom_Yorke_-_Tomorrow's_Modern_Boxes_album_artwork

 

Kıvanç Süngü

Nefretçiler nefret edecek.

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir