Hata Ayıklayıcı II

Bilim dünyasında tabuları yıkan, çığır açan Carl Sagan’ın adını hepiniz duymuşsunuzdur. Kendisi her zaman bilimsel bilginin yanında durmuş ve bilimsel bilgiyi kullanmanın ne kadar önemli olduğunu savunmuştur. Bir kitabında da bilimsel bilgiyi yok sayarak insanlara kendi fikirlerini empoze etme çabasındakilerin bilimsel bilgiyi küçük düşürme çabasında olduğunu savunur. Buradan da anlayacağınız gibi Sagan her zaman insanlara düşünmeyi aşılamaya çalışmıştır. Yaptığı çalışmalar da bu yöndedir. Kendisi ayrıca bilim insanlarının da yanılabileceği, hata  yapabileceği düşüncesindeydi. Yaptığı çalışmaların daha sonra yanlış olduğunu düşündüğü zamanlarda bunları saklamak yerine daha çok yaymıştır. Ayrıca Dünya dışında akıllı varlıklar olabileceğini düşünmüş ve bu yönde çalışmalar yapılması gerektiğini söylemiştir. Yazdığı ‘Contact’ isimli kitabı daha sonrasında filme de uyarlanmıştır. Kendisi birçok kişiye de ilham kaynağı olmuştur. Örneğin “Cosmos” isimli belgesel-dizide anlatıcı olan Neil deGrasse Tyson, burada Carl Sagan’ın kendisi daha çocukken onunla nasıl ilgilendiğini ve onun gelişimine nasıl katkıda bulunduğunu anlatmıştır. Buradan Sagan’ın kendini bilime adayan insanlara ne kadar önem verdiğini de anlayabiliriz. İlham kaynağı olduğu insanlar sadece bunlarla sınırlı değil. Dünya üzerinde ben de dahil olmak üzere bilime ilgi duyan herkesin destek aldığı insanlar arasındadır Carl Sagan. Yaptığı çalışmalar insanlar tarafından büyük beğeni toplayan mantık çerçevesinde yaptığı işlerle insanlara yol gösteren Carl Sagan’ın çalışmalarını filme geçiren bir diğer kişi de Christopher Nolan’dır. Christopher Nolan çektiği ‘Yıldızlararası’ isimli filmiyle adeta Carl Sagan’ın çalışmalarının ne kadar gerekli olduğunu bizlere sundu.

interstellar

Daha önce çektiği Başlangıç (Inception) filmiyle de zaman ve uyku kavramının insan için ne kadar değişken olduğunu gösteren Nolan, bu kez bizlere uzay-zaman, solucan deliği, kara delik, olay ufku gibi kavramları anlatıp bunların çok güzel bir kurguyla izleyicilerin önüne sunmuştur. Herkesin büyük bir hayranlıkla izlediği bu filmi bir de IMAX teknolojisiyle buluşturunca işin tadına varmak işten değil. Daha önce izlediğiniz uzay filmlerinin aksine olayı uzaylılar sınıfından alıp insanlar üzerine kurgulayan Nolan, filmde hayalet, uzaylılar gibi metafizik kavramların da gerçek olabileceğini izleyenlere kanıtlamıştır. Ancak bu kez bu kavramlar sandığınızın aksine yine bizlere ait şeyler olacaktır. Hayalet avramının gerçek olabileceği “Fringe” adlı dizinin bir bölümünde de çok güzel bir şekilde anlatılmaktadır. Bir kimse bir seçim yaptığı zaman bu seçim iki ya da daha fazla paralel evren oluşmasını sağlar. Yani yapılan her seçimle oluşan trilyonlarca paralel evrenden birinde yaşıyor olabiliriz. Bu da temelde bizlere yaşama ve ölme şansını tanıyor. Yani bir evrende yaşıyorken başka bir evrende yaptığımız seçimlerden dolayı ölmüş olabiliriz. İşte eğer bu evrenler arasında iletişimi gerçekleştirebilirsek diğer evrenlerden görüntülere ulaşabiliriz. İşte ölü bir kişinin ölmediği bir diğer paralel evrendeki görüntüsüne rastladığımız zaman bunu hayalet olarak adlandırabilir ve hatta ondan korkabiliriz. ‘Fringe’ dizisinde bu gibi birçok olmaz diyeceğiniz olayın mantık çerçevesinde size çok güzel sunulduğunu göreceksiniz. Tam hadi canım bu da olur muymuş derken Walter Bishop Amca size olayı bilimsel olarak çok güzel açıklayacaktır.

Walter-bishop

Interstellar filmi bu gibi kavramsal olaylar dışında efektleriyle de kendinden uzun bir dönem sıkça bahsettireceğe benziyor. Öyle ki uzayda çekilen sahneler solucan deliğine giriş sahnesi, kara delik sahnesi, yerçekimi olmayan ortamlar ve daha nicesi. Böyle bir filmi sinema dünyasına kazandıran Christopher Nolan’ı tebrik ediyoruz. Umarım benim bu yazımı kendisi de okuyordur. Bu sıralar vizyona giren daha birçok güzel film var ayrıca. Bunlardan biri “Açlık Oyunları: Alaycı Kuş Bölüm 1.” Serinin son kitabından uyarlanan filmin bu ilk bölümü daha çok bir geçiş filmi olarak göze çarpmakta. Jennifer Lawrence’ın yine o güzel oyunculuğuna Josh Hutcherson da eklenince yine tadından yenmez bir film olmuş. Çok fazla aksiyon sevmeyen biri olmama rağmen bu filmdeki sahneler yerli yerinde ve her şey kararındaydı. Ayrıca bu sene ölen Philip Seymoun Hoffman’ın ikinci filmde nasıl oynayacağı ya da oynayıp oynamayacağı ise bir merak konusu benim için. Bu gibi soruların yanında filmi kesinlikle izlemenizi tavsiye ediyorum. Vizyona çıkacak bir diğer film ise Hobbit üçlemesinin son filmi. Bu film savaşın kızıştığı film olarak karşımıza çıkmakta. Bu sahneler için bizi üç senedir bekleten Peter Jackson artık bu filmde bombayı patlatır diye umuyoruz. Yine çok güzel bir film bizleri bekliyor olacak kuşkusuz. Ayrıca Avengers da 2015 Mayıs’ına kadar bizi bekletecek olsa da dört gözle beklediğim filmler arasında. Umarım o da bir an önce çıkar. Çünkü ardından Star Wars Episode 7 var. Gördüğünüz gibi önümüzdeki bir yıl içerisinde bizleri bekleyen birçok

mükemmel film var. Bu sene film severler olarak film izlemeye doyamayacağız. Bu konuların dışında bir de şu an buraya kadar bu yazıyı okumuş olanlarla sevdiğim bir şarkıyı paylaşmak isterim. “Jethro Tull – Aqualung” isimli şarkı Ian Anderson’ın seslendirmesiyle hayata karşı çok güzel bir bakış açısıyla yazılmış şarkıdır. Gerçek sanatı ve sanatçıyı her daim destekleyen bendeniz bu şarkıyı da her dinlediğimde destekleme ihtiyacı seziyorum. Hoş zamanında bu grubu Jimi Hendrix desteklemiş, benim desteklememi kim takar. Müziği eğer açtıysanız yazımıza bu müzik eşliğinde devam edelim diyorum. Bu noktadan sonra oyun oynayan arkadaşlarla iki adet oyun paylaşmak istiyorum. Ancak takdir edersiniz ki ben bir mobil insanıyım. Bu yüzden sizlere konsol oyunları değil telefonunuzda oynayabileceğiniz “Teknolojiye Atarlanan Adam”ın ‘Game of Tuvalets’ diye nitelendirdiği oyunlardan tanıtacağım. Bunlardan ilki ‘Two Dots’. iPhone için hali hazırda aylardır markette olan oyun bir süre önce Android marketlerinde de yerini aldı. Uzun süredir bunu bekleyen ben hemen indirdim ve oyunda bayağı ilerledim. Oyunda amaç size verilen belirli miktarlarda baloncukları patlatmak. Bunun için kare şeklinde patlatmayı deneyebilirsiniz. Böyle yapınca o karenin ekrandaki bütün renkleri birden patlıyor. Eğer normal patlatırsanız da patlatılan baloncuk kadar sayılıyor. Diğer oyun ise -benim favorim- ‘Duet’.duet

Bu oyunu ben geçen haftalarda katıldığım bir hackatonda projeksiyona bağlayıp oynayan bir grup insanda gördüm. Eve dönünce hemen indirip oynamaya başladım oyunu. Böyle bir oyuna hafif de bir senaryo koymak gerçekten insanı oyunun içine çekiyor. Oyunda noktaları döndürerek engellere çarpmadan ilerlemeye çalışıyorsunuz. Eğer para verirseniz oyundaki reklamlar siliniyor ve sonsuz mod aktif oluyor. Böylece sonsuza kadar engellere çarpmadan ilerlemeye çalışabiliyorsunuz. Bu oyunları oynayarak kendinize çok şey katacağınızı düşünmüyorum ama yine de oynayın. Beyninizi zorlamak kimi insana iyi gelebiliyor.

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir