Bir Varmış Bir Yokmuş

Bir zamanlar mezun olmasına rağmen fakültesinde yaşamaya devam eden bir mühendis varmış. Çok sevdiği kulübünün de onursal başkanlığını yapmaktaymış. Gününün çoğunu kulüp odasındaki çekyatında geçiren bu genç adam bir gün bu odayı terk etmiş. Kulüp üyeleri bu duruma çok üzülmüşler fakat kulüp başkanı içten içten seviniyormuş. Lakin, odasını terk eden genç adam arada bir kulüp etkinliklerine gelmekteymiş.

Zamanla yalnızca trileçe etkinliklerine gelmeye başlamış. Kulüp üyeleri (özellikle başkan) bir süre sonra kendilerine trileçe kalmadığından yakınarak genç adamı bir daha etkinliklere çağırmamışlar. Gel zaman git zaman bir dönem kulübün onursal başkanı olan genç adam fakülteden iyice elini eteğini çekmiş. Yıllar yılları kovalamış, laboratuvara adım attığından beri dengeleri alt üst eden bu genç adamı gören ekibin izleri de laboratuvardan silinmiş. Artık öğrenciler arasında çeşitli efsaneleri konuşulur olmuş sadece.
“Kedisini kullanarak elektriği kablosuz iletmiş”
“Saçlarının parlaklığı o kadar gümüşiymiş ki, dışarı çıktığında yeni öğrenciler onu aydede zannediyorlarmış”
“Dönemin dekanının twitter hesabını kırıp şantajla kulübe malzeme aldırmış”
“Lady Gaga konserinde sahneye ışınlanmış”
Falan filan.
Yıllar geçtikçe, teknoloji ilerledikçe laboratuvar odası yetersiz gelmiş. Rektörlüğe yazı yazılmış, rektör de öğrenciliğinde laborotuvar komitesinde olduğundan kulüp odasını üst kata daha ferah bir odaya taşımış, son teknoloji malzemelerle donatmış. Herkesin ilk kodunu yazdığı, ilk labirent çözen robotunu yapamadığı o meşhur oda unutulmuş gitmiş.

2040’ların ortalarına doğru trileçe tekrar moda olmuş. Beyinleri glikoza ihtiyaç duyan lab üyeleri de tıpkı yıllar önceki gibi toplantı sonlarında trileçe yemeye başlamışlar. Sonraları, kimliksiz bir şahıstan her hafta bir tepsi trileçe gelmeye başlamış. Ülkenin en güzel ve en pahalı trileçesini üreten pastaneden yollanıyorlarmış hem de. Tabii öğrenciler, aç beyinler, hiç sorgulamadan yiyorlarmış trileçeleri.

Yine bir gün lab üyeleri bir etkinlik düzenlemişler ve iskender yemeye gitmişler. Yemeklerini afiyetle yedikten sonra sıra hesap ödemeye gelmiş ama hesap ödemeye gittiklerinde kasadaki adam sizin hesabınızı şu köşedeki beyefendi ödedi demiş. Hemen köşeye doğru gitmişler ama ortada beyefendi falan yokmuş. Ama masanın üstünde bir paket trileçe varmış. Trileçeyi de yedikten sonra dibindeki saklı yazıyı görmüşler “ESKİ LABA GİT!”.

Yeni üyeler tabii ki bu esrarengiz mesajdan hiç bir şey anlamamış ama başkanın içi birden ürpertiyle dolmuş. Çünkü o da kulağına meşhur efsaneler çalınan son kişilerdenmiş. Diğer üyelere hiç bir şey çaktırmamış. Gece olunca fakültenin ilk katında eski kulüp odasını aramaya başlamış. Bir türlü bulamamış. Birden ortalıkta ordan oraya gezinen, ışık saçan bir cisim gözüne çarpmış. Merak ve korku içinde cismi kovalamış ve köşeye sıkıştırmış. Radyoaktif bir kediymiş bu. Kediyi sevmeye başlamış, kedi birden yere atlamış ve yürümeye başlamış. Başkan da kediyi takip etmiş. Kedi fakültenin içinde yürümüş yürümüş ve afişlerle kaplı bir duvarın önünde durmuş. Başkan afişleri yırtmış yırtmış ve eski kulüp odasının kapısını bulmuş ama kapının kolu yokmuş. Kapı yıllar önce öğrencilerin kurduğu eski bir kart okutma sistemiyle çalışıyormuş. Tam ne yapsam ne yapsam diye düşünürken karanlıkta yüzünü seçemediği yaşlı bir adam “vote me bitch” demiş ve kartını kapıya okutup ortadan kaybolmuş. Bu ses başkana şaşırtıcı derecede tanıdık gelmiş. Kapı açıldığında hemen içeri girmiş ama içerisi örümcek ağlarına takılı devre kartlarıyla doluymuş, ağlar o kadar sıkıymış ki hiç bir şey gözükmüyormuş. Sonra odanın ortasından bir çakmak sesi gelmiş ve bütün örümcek ağı saniyeler içinde yanıp kül olmuş, devre kartları yere düşmüş. Bir masanın üstünde arkası dönük sigara içen yaşlı bir adam varmış. Masanın karşısındaki başka bir masada ise çoğu yenmiş bir porsiyon trileçe duruyormuş. Sigara içen yaşlı adam odanın loş atmosferinden de yararlanarak demiş ki “Unutulanlar, unutanları asla unutmazlar.” Başkan o an anlamış efsane Emin Başkan karşısındaymış. “Olur mu hiç beybaba gel bi çayımızı çorbamızı iç, senden öğreneceğimiz daha neler var.” dediyse de dinletememiş. Yaşlı adam tüm burukluğuyla sigarasını tüttüre tüttüre fakültesini terk etmiş. Başkan, kısa süreli şaşkınlığın ardından eski kulüp odasını incelemeye başlamış. Telefonunun flaşıyla duvarları incelerken rektörün gençliğinin fotoğrafının olduğu bir poster görmüş. Posterin altında “VOTE ME BITCH!” yazıyormuş…

Like

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir